21 Mart 2010 Pazar

Mental illness is real, is a real illness. You can die of it, you know?

"Murder in Samarkand"da sinirsel çöküşün eşiğindeki Craig'in repliğiydi bu. Duyduğumda Craig'e sonuna kadar hak verdiğim bir replik.

Öyle bir zehirdir ki zihinsel hastalık.. Öyle yıpratır ki sizi.. İçten içe sizi kemirir, günden güne tüm benliğinize yayılır, hasta eder sizi. Kanserden pek farkı yoktur neredeyse. Ama kanser gibi de belli etmez kendini, ne röntgende, ne MR'da ne de test sonuçlarında gözükür. Halk arasında saygınlığı da yoktur bu hastalığın, size "deli" der geçerler. Ama bilmezler ki o "deli" diğer hastalar kadar hastadır... Anlamazlar ki çektiğiniz ızdırap diğer hastalarınkinden az değildir, diğer hastalıklar gibi "şuracıkta ölsem de kurtulsam" dedirtir insana... Hatta belki diğer hastalıklardan daha çok dedirtir, zihinsel hastalıklara sahip kimselerin intihar veya intihara yeltenme hikayelerini her gün duyuyoruz.

Zihinsel hastalık sadece zihinle sınırlı kalmaz, fiziksel olarak da günden güne çöküşün eşiğine gelirsiniz. Boğazınızdaki yumru, baş ve göğüs bölgelerinizdeki ağrılar ve ağırlık hissi sizi hiç bırakmaz. Nefes alamadığınızı hissedersiniz adeta.. Boğazınızdaki ağrı ve sinirden ağlayacak duruma geldiğinizde rahatlamak için su içersiniz, aromaterapik çözümlere başvurursunuz(parfüm, kolonya ve birtakım esanslar koklamak vs.). Ama bu çözümlerin ömrü kısadır. İlaçlara başvurursunuz çok kötüyseniz. Passiflora en iyi arkadaşınız olur, Passiflora'nız biterse ya da sürekli içmekten artık sizin işinize yaramaz hale gelmişse bu sefer içki dolabını ziyarete başlarsınız. Sinir bozukluğunuzun derecesiyle doğru orantılı olmak üzere kimi zaman dolaptaki likörden, şaraptan, votkadan, viskiden koca bir fırt çekersiniz. İçki boğazınızdan geçerken boğazınızdaki ve göğsünüzdeki yanma hissi hoşunuza gider, bir nebze gevşediğinizi hissedersiniz. İçinizdeki o yumak bir nebze gevşemiş, çözülmüş gibidir. Neden sonra, biraz unutursunuz eleminizi. Yine herşeyi deliliğe vurmaya çalışırsınız eskisi gibi, ta ki herşey başa dönüp yine sinir krizi eşiğine gelene kadar. Aslında "sinir krizi"nden ziyade "nervous breakdown" sözcüğü bana daha etkili, daha anlamlı geliyor. Batı hayranlığı filan değil, sadece bu sözcük, içinde bulunulan durumu daha iyi anlatıyor diye düşünüyorum. "Breakdown" "kırılma, çöküş" gibi anlamlara sahip bir kelime -ki "kriz"den daha güçlü bir anlama sahip kanımca.

Zihinsel hastalıkların uzağında olmanız dileğiyle...

Hiç yorum yok: