11 Şubat 2010 Perşembe

Kabul etmek ya da etmemek, işte bütün mesele bu..

Bazı sorular vardır ki, cevabı baştan beri bellidir aslında. Bir emrivaki gibidir bu sorular, soru gibi görünmesine karşın bir emir taşırlar bünyelerinde giziden gizliye. Asla hayır diyemeyeceğiniz, ya da hayır demeye cesaret edemeyeceğiniz bu sorulara yanıt vermemek için susmayı, duymamış gibi yapmanız hiçbir işe yaramaz, çünkü bu soru(!) defalarca sorulur size, ta ki istenen -ya da verilmesi gereken- cevap verilinceye dek. Bazen de karşınızdaki kişi sizin büyük ihtimalle olumsuz yanıt vereceğinizi tahmin ettiği ya da bildiği halde bile bile sorar bu soruları. Resmen bir psikolojik baskıdır bu sorular, sizi gizli bir sinirle kıvrandırır içten içe. Belli etmeseniz de soruyu soran kişiye, yapılması istenen şeye lanetler yağdırırsınız içinizden; bağırıp çağırmak, kaçıp gitmek istersiniz bir anda. Ama dedim ya, asla ve asla kaçamazsınız bu soruyu cevaplamaktan. Ya herşeyi göze alıp mertçe "hayır, yapamam" demeniz ya da söyleneni kuzu kuzu yapmanız gerekir. Ama iki durumda da sinirlerinizin bozulması kaçınılmazdır. Birinci durumda karşınızdaki kişiyle aranızın bozulması kuvvetle muhtemeldir, karşınızdaki kişi ya kırılır, ya da kavga edersiniz. İkinci durum ise birinci durumla aynı sinir bozuculuktadır, fakat bu sefer istemediğiniz bir şeyi yapmanın ve insanlara hayır diyememenin sinir bozuculuğu esir alır sizi. Kendinizi yumuşakbaşlı, hatta korkak olmakla suçlarsınız.

İnsanları böyle zor duruma sokan bu tip sorulardan(!) ve bu tip soruları(!) soran insanlardan nefret ediyorum, insanı yaşamaktan soğutuyorlar resmen.. Ama ne yazık ki bu tip insanlar ve sorular(!) da gerçek hayatın bir parçasını oluşturuyor. "Alışmak lazım" demek istiyorum ama maalesef alışılamıyor bu tip durumlara. En iyisi "ya sabır demek" galiba.

İşte şu anda da dediğim gibi: Ya sabır!!!

Hiç yorum yok: