2 Kasım 2009 Pazartesi

Kızıl Günler...



İnsanların doğduğu ayla en sevdiği mevsim arasında bir doğru orantı olup olmadığından emin değilim ama sanırım en azından ben bu orantıya sahibim. Seviyorum doğduğum mevsimi... 

Sonbahar çocuğuyum ben, yani başlıkta belirtmiş olduğum gibi kızıl günlerin çocuğuyum. Her şeyiyle seviyorum sonbaharı; kızarıp dökülen yapraklarıyla, insanı ne terleten ne de donduran iklimiyle, usul usul yağan yağmuruyla bambaşka bir mevsimdir sonbahar... Hatta hep hayal ederim kızarıp dökülmüş yaprakların yerlerde yığınlar oluşturduğu, kızılımsı sarı yaprakların ağaçlardan bir yağmur misali insanın üstüne yağdığı bir ormanda yürümeyi, hatta mümkünse bu ormanda küçücük de olsa bir kulübemin olduğunu.. Yağlıboya tablolardaki gibi bir yaşam anlayacağınız.. Bir göl kıyısında, kızıl yapraklı bir ormanın içinde yaşamak... Düşüncesi bile insana huzur veriyor.

"Sonbahar, hüzün mevsimidir" derler. Ben sonbaharın hüznünü de seviyorum, bu belki de Yengeç yükselenli Terazi burcu olmamın  getirdiği duygusallıktan kaynaklanıyor. Melankoliyi, nostaljiyi seven biriyim. Evcimenim aynı zamanda, evden değil bir hafta -hatta daha fazla- çıkmasam gık demem. Başkalarının sevmediği yağmuru ben severim, ama tabii ki zarar vermeyen, seller yaratmayan cinsini. Hele bir de evdeysem -hele hele yalnızsam- ve yapacak bir şeyim yoksa değmeyin keyfime.. Güzel bir kitap veya film -ya da ortama uygun müzik-, bir kupa çay ve atıştıracak birşeyler olsun, havada da yağmur karanlığı olsun, benden mutlusu yoktur.

Sonbaharın havası kimseyi rahatsız etmez. Yukarıda da bahsetmiş olduğum gibi sonbahar havası insanı ne terletir, ne de titretir. Üstünüze bir hırka almanız yeterli olur.  Ayrıca börtü böcek açısından da yoksundur sonbahar, özellikle yazın  sivrisinekler insanı bezdirirken, sonbaharda bu mikrovampirler birdenbire ortadan kaybolur ve bir oh çektirir insana...

Şu günlerde yaşamakta olduğumuz kızıl günlerin tadını en güzel şekilde, layıkıyla çıkarmanız dileğiyle... Gökten üç kızıl sonbahar yaprağı düşmüş: Biri sizlerin, biri benim, biri de bu satırları sizinle paylaşmamı sağlayan blogun kaşifinin başına...


Hiç yorum yok: